Sadettin BÜYÜKATA ölümünün 5. yılında rahmetle anıyoruz.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Sadettin BÜYÜKATA ölümünün 5. yılında rahmetle anıyoruz.

Mesaj  Sadettin Furkan BÜYÜKATA Bir C.tesi Nis. 16, 2011 3:26 am

Sad Sad Sad Sad ÖLÜMOLMASA SINAV OLUNMAZ, O YÜCE MAVLADAN HESAP SORULMAZ SUYU BULANDIRMA SAKIN KOLAYDURULMAZ ALLAHA GİDEN YOLDAKİMSE YORULMAZ YORULDUM DEMESAKIN ONA MADALYA VERİLMEZ Sad Sad Sad Sad

avatar
Sadettin Furkan BÜYÜKATA

Mesaj Sayısı : 62
Kayıt tarihi : 16/03/08
Nerden : KAYSERİ

Kullanıcı profilini gör http://www.dailymotion.com/BUYUKATA

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Sadettin BÜYÜKATA ölümünün 5. yılında rahmetle anıyoruz.

Mesaj  Sadettin Furkan BÜYÜKATA Bir C.tesi Nis. 16, 2011 3:53 am

http://www.dailymotion.com/BUYUKATA#videoId=xid4tu
avatar
Sadettin Furkan BÜYÜKATA

Mesaj Sayısı : 62
Kayıt tarihi : 16/03/08
Nerden : KAYSERİ

Kullanıcı profilini gör http://www.dailymotion.com/BUYUKATA

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

HEPİMİZ BİRGÜN GİDECEĞİZ

Mesaj  Sadettin Furkan BÜYÜKATA Bir Paz Haz. 19, 2011 4:18 am

Ölmemenin Çaresi



Uhud’da ilk şehid düşen Sahâbî, Hz. Câbir’in babası Abdullah bin Amr (r.a.) olmuştu.

Savaştan sonra Medîne’de bulunanlar gerek şehidlerle gerekse yaralı olanlarla yakından ilgilenmek üzere Uhud’a koşmuşlardı. Yakınları şehid olanlar, şehidlerini alıyor ve Medine’ye getiriyorlardı. Yıllar sonra Hz. Câbir de Uhud’a gitmiş ve yaklaşık olarak sekiz yıl önce şehîd olmuş olan babasının na’şını Medîne’ye nakletmek istemişti. Kendisi, babasının cesediyle karşılaşmasını şöyle anlatıyor:

Uhud günü babamın yüzü örtülü olarak getirilmişti. Üzerindeki örtüyü kaldırdım. Baktım, müşrikler babamın burnunu ve kulağını kesmişler ve onu tanınmaz bir hâle getirmişlerdi. Bu gördüklerim karşısında kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. O esnâda halam Fâtıma da oraya geldi. Babamı öyle çok acıklı bir halde görünce o da feryat edip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem meâlen şöyle buyurdu:

“Beni bir dinleyin. Sonra ister ağlayın, ister ağlamayın. Siz babanızı kaldırıncaya kadar Melekler onu kanatlarıyla gölgelendirmeye devam ettiler.” (Müslim, fezâilü’s-Sahâbe, 130)

Yine Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: Bir gün Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, beni çok üzgün olarak görünce, aramızda şöyle bir konuşma geçti.

Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem,

- Ey Câbir! Ne oldu sana? Seni çok üzgün ve kalbi kırık olarak görüyorum, dedi. Ben de,

-Ey Allah’ın Rasûlü! Babam Uhud’da şehid oldu. Geride kalabalık bir âile ile bir hayli borç bıraktı, dedim.

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem bana,

-Yüce Allah’ın, babanı nasıl karşıladığını sana müjdele- yeyim mi? dedi. Ben de “evet” dedim. Buyurdu ki:

-Yüce Allah, hiçbir kimse ile perde arkasından başka bir şekilde konuşmadı. Babanı ise şehid olunca yüce Allah onu diriltip huzuruna aldı ve ona,

-Ey kulum! Benden ne dilersen dile. Sana ihsan edeyim, dedi. Baban da,

-Yâ Rabbi! Ben sana gereği gibi kulluk edemedim. Onun için beni tekrar dünya göndermeni ve Peygamberimin yanında savaşıp Senin yolunda bir kere daha şehid olmayı diliyorum, dedi. Yüce Allah da,

-Ben şehidlerin geri dönmeyeceklerine hükmettim, buyurdu. Baban da,

-Öyle ise Yâ Rabbi! Bunu geride kalanlara ulaştır, dedi. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyet-i kerimeleri vahyetti:

“Ve sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma. Bilakis onlar Rablerinin katında diri olup rızıklanırlar. Onlar Allah’ın fazlından kendilerine verdiği nimetlerle sevinç içindedirler ve arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlarla (şehid namzedi olan bütün Mü’min kardeşlerinin âhiretteki safâ ve saâdet dolu o güzel hâllerini görünce) ‘onlara (orada) hiçbir korku olmayacak ve onlar hiçbir şekilde üzüntüye de uğramayacaklar’ diye sevinirler (ve bunu onlara müjdelemek isterler) Onlar Allah’tan kendilerine erişen büyük bir nimetle, pek ziyade bir mükâfâtla ve Müminlerin mükâfâtını Allah’ın zayi etmeyeceği müjdesiyle de sevinirler.” (Âl-i Imrân Sûresi, 169-171)

Elbette ki, bu müjdeyi duyan Ashâbın sevinçlerine diyecek yoktu. Hem nasıl sevinmesinler ki, İbn-i Abbâs (r.a.)’ın rivâyetine göre, Uhud’dan sonra Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem Ashâb Efendilerimize şöyle buyurmuştu:

“Uhud’da şehid olan kardeşlerinizin ruhlarını, Allah yeşil kuşların karnına koydu. Bunlar Cennetin nehirlerine gidip sulanırlar, Cennet’in meyvelerinden yerler ve Arş’ın gölgesinde asılmış olan altın kandillere girip istirâhat ederler. Onlar yeme, içme ve barınma yerlerinin son derece güzel ve letâfetli olduğunu görünce, şöyle dediler:

‘Keşke Allah’ın bize neler yaptığını (Cennet’te diri olduğumuzu, en tatlı yiyecek ve içeceklerle beslendiğimizi ve en hoş barınacak yerlerle donatıldığımızı) kardeşlerimiz bilse- lerdi de, cihaddan çekinmeseler ve harpten gocunmasalardı’ dediler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara cevaben,

‘Tarafınızdan sizin bu haberinizi ben ulaştıracağım.’ dedi ve “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma... ilh.” meâlindeki âyetleri inzâl buyurdu. (Ebû Davud, cihâd, 27)

...Ve asıl şimdi dikkat kesilmeliyiz ki, yukarıda zikredilen âyet-i kerîmelerin ifade buyurduğu ve aklı başında ve kalbi yerinde olan her Mü’mini derinden etkileyen şu ölümsüz manzarayı ve Allah için şehid olmanın tadına doyum olmaz derecedeki zevalsiz lezzetini, gamsız sürûrunu ve sonsuz saâdetini daha şimdiden tadabilelim ve zevkine varabilelim.

Uhud savaşı bittikten sonra, Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem’in emriyle Hz. Câbir’in babası olan Abdullah bin Amr bin Harâm ile Amr bin Cemûh aynı kabre birlikte defnedilmişlerdi.

Uhud savaşından kırk altı yıl geçmişti. Hz. Abdullah ile Amr bin Cemûh’un kabirleri sel sularının akıntı yerinde idi. Akan sular toprağı iyice oyduğundan dolayı onların kabirleri açılmıştı. Bunda ötürü de o kabirleri bir yere nakletme zarûreti doğdu. Şehidleri nakletmek için kabirlerini açtıklarında, o mübarek şehitler sanki yeni vefat etmiş gibiydiler. Öyle ki cesetleri şöyle dursun sarılıp kefenlendikleri örtünün rengi bile hiç değişmemiş ve bozulmamıştı. Fazîletlerini anlatma adına bu yetmiyormuş gibi, ayrıca hangi kabir açıldı ise ondan misk gibi bir koku yayılıyordu. İşte tam bu noktada, Hz. Câbir (r.a.)’in dediklerine dikkat kesiliyoruz. O şöyle diyor:

Babam Abdullah, Uhud’da yaralanıp da şehid olarak Yüce Allah’a ruhunu teslim ederken elini, yüzündeki yaranın üzerine koymuştu. Kırk altı yıl sonra nakil için babamın mezarını açtığımızda, gerek cesedinin gerekse kefeninin hiç değişmemiş ve bozulmamış olduğunu gördüm. Babam kabrinde sanki uyuyor gibiydi. Hem yine gördüm ki: şehid olurken yaranın üzerine koyduğu eli orada aynı şekilde duruyordu. Öyle ki mübârek elini yüzündeki yaranın üzerinden çekip ayırmak istediğimizde, babamım yarası kanamaya başladı. Bunun üzerine biz elini önceden olduğu gibi tekrar yaranın üzerine koyunca, baktık ki kanama da birden durdu.

İşte ölmemenin ve dipdiri kalmanın en geçerli ve en etkili çâresi...

* * *
flower flower flower flower flower flower flower
avatar
Sadettin Furkan BÜYÜKATA

Mesaj Sayısı : 62
Kayıt tarihi : 16/03/08
Nerden : KAYSERİ

Kullanıcı profilini gör http://www.dailymotion.com/BUYUKATA

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Sadettin BÜYÜKATA ölümünün 5. yılında rahmetle anıyoruz.

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz